Belki de konuşmamız gereken en son konu oda seçimleri... Çünkü şehrin ekonomisi, koltuk tartışmalarından çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya.

Eskişehir ekonomisi denildiğinde aklımıza ilk gelen kurumlar belli...

Eskişehir Ticaret Odası, Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Borsası ve Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi.

Ne zaman bu kurumların adı geçse, gündem çoğunlukla ekonomi olmuyor. Kim aday olacak, kim kimi destekliyor, seçim nasıl sonuçlanacak, kulislerde neler konuşuluyor... Saatlerce bunları tartışıyoruz. Oysa belki de konuşmamız gereken en son konu seçimler.

Çünkü şehrin ekonomisi, koltuk tartışmalarından çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya.

Önümüzde oda seçimleri var. Büyük ihtimalle Ekim ayında gerçekleştirilecek. Mevcut tabloya bakılırsa birçok odada başkanlar ya rakipsiz ya da kazanması oldukça zor görünen adaylarla yarışacak. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi seçimini zaten aylar önce tamamladı. Nadir Küpeli tek aday olarak yeniden seçildi. Hatta genel kurulda mali raporlar ve yeni dönem bütçesinin okunmadan onaylanmasının talep edilmesi bile pek tartışılmadı.

Muhtemelen diğer odalarda da seçim süreci sakin geçecek.

Aslında mesele tam da burada başlıyor.

Biz odaların yönetimlerini konuşurken, temsil yarışına odaklanırken, temsil edilmesi gereken ekonomiyi yeterince konuşmuyoruz.

Çünkü Eskişehir ekonomisi bugün ciddi bir baskı altında. S.O.S. veriyor desek yeridir.
Bunun tek nedeni elbette ülke ekonomisi değil. Yüksek maliyetler, finansmana erişim güçlüğü, enflasyon ve daralan piyasa Türkiye'nin her yerini etkiliyor. Ancak Eskişehir'in kendine özgü sorunları da giderek büyüyor. Planlanamayan yatırımlar, yıllardır çözülemeyen yapısal eksikler ve değişen ekonomik dengelere yeterince hızlı uyum sağlanamaması, şehrin yükünü daha da artırıyor.

Son aylarda kamuoyunun yakından tanıdığı birçok firma konkordato ilan etti. Başvuru yapan, başvurusu reddedilen ya da mali sıkıntılar yaşayan şirketlerin sayısı da az değil. Üstelik bu sadece o işletmeleri ilgilendiren bir mesele değil. Bir firmanın yaşadığı kriz; tedarikçisini, taşeronunu, alacaklısını ve çalışanını da etkiliyor. Zincirleme bir ekonomik kırılganlık oluşuyor.

Bunun yanında, Eskişehir'in en önemli sanayi kuruluşlarından biri olan küresel bir beyaz eşya üreticisinin yatırımlarının önemli bölümünü yurt dışına kaydıracağı yönündeki iddialar da uzun süredir konuşuluyor. Böyle bir gelişmenin yalnızca o fabrikanın çalışanlarını değil, ona üretim yapan yan sanayiyi ve yüzlerce işletmeyi de etkileyeceği açık.

Diğer taraftan büyük umutlarla duyurulan bazı yatırımların, özellikle gümrük ve dış ticaret düzenlemeleri nedeniyle hayata geçirilememesi de ayrı bir kayıp.

Sanayide tablo bu, ticarette ise durum daha da ağır. Daha gözlenir halde.

Şehrin birçok noktasında kepenk kapatan, işletmesini devreden, kiraya veren ya da satılığa çıkaran esnafların sayısı her geçen gün artıyor. Buna rağmen talep sınırlı. Özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmeler, ulusal zincir markalar karşısında her geçen gün daha fazla zorlanıyor.

Bunun bir başka sonucu da vergi gelirlerinde görülüyor. Eskişehir'de ticaret yapılmasına rağmen vergisini başka şehirlerde ödeyen büyük şirketlerin, zincir marketlerin ve kurumsal işletmelerin sayısı giderek artıyor. Ekonomik hareket şehirde yaşanıyor; ancak oluşan katma değerin önemli bir kısmı başka illere yazılıyor.

Bugün birçok esnafın ortak gündemi aynı...

Kredi borçları...

Artan kiralar...

Ödenemeyen personel maaşları...

Tahsil edilemeyen alacaklar...

Ve her geçen gün biraz daha azalan umut.

Önümüzdeki kışı kaç işletmenin çıkarabileceğini bugün kimse net olarak söyleyemiyor.

Tarım ise Eskişehir'in yıllardır yeterince değerlendiremediği bir alan olmaya devam ediyor. Bereketli ovalara ve önemli üretim potansiyeline rağmen tarımın şehir ekonomisindeki payı hâlâ istenen seviyede değil. Bu yalnızca çiftçinin değil, tüm şehrin üzerinde düşünmesi gereken stratejik bir konu.

Buna bir de kamu kurumlarının küçülmesi ekleniyor.

Kapanan, bölge müdürlüğü niteliğini kaybeden ya da şubeleşen kurumlarla birlikte şehirden ayrılan her kamu çalışanı; yalnızca bir personel eksilmesi değil, aynı zamanda Eskişehir ekonomisinden eksilen bir harcama gücü anlamına geliyor.

Bütün bu tabloyu alt alta koyduğunuzda ortaya çıkan gerçek şu:

Eskişehir ekonomisi kritik bir eşikte.

Biz ise hala odalarda yapılacak seçimleri, başkan adaylarını ve siyasi dengelerini konuşuyoruz.

Asıl sormamız gereken sorular çok daha farklı.

Odaların bu tabloya ilişkin çözüm önerileri neler?

Yeni dönemde nasıl bir yol haritası sunuyorlar?

Sanayiciye, esnafa, çiftçiye ve yatırımcıya ne vaat ediyorlar?

Şehrin ekonomik geleceği için hangi projeleri hazırlıyorlar?

Zira yeni dönemde oda başkanlarının işi geçmiş yıllardan çok daha zor olacak. Beklentiler de bir o kadar yüksek.

Bu yüzden seçimlerde yalnızca isimleri değil, vizyonu da konuşmak gerekiyor. Çünkü güçlü odalar, güçlü ekonomi için bir araçtır; farklı bir amaç için kullanılan iddialı bir araç değil.