Siyasette yükselmenin kriteri nedir? Yılların emeği mi? Saha çalışması mı? Teşkilat disiplini mi? Yoksa doğru zamanda yaşanan bir mağduriyet mi?
Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş son günlerde siyasetin popüler gündemine ön sıralardan dahil oldu. Ancak bu gündem, ne bir proje lansmanıyla ne de büyük bir yatırım açılışıyla başladı. Sürekli giydiği yemenisi ve beyaz başörtüsü üzerinden sosyal medyada sarf edilen yakışıksız, asla tasvip edilemez ifadelerle başladı.
Bir kalın kafalının çirkin sözleri, Başkan Güneş’e zarar vermek isterken aslında ona siyasetin en pahalı sermayesini kazandırdı: görünürlük, sahiplenilme ve güçlü bir siyasi sıçrama zemini.
Üç dönemdir görevde olan bir belediye başkanı, belki de üç dönemde görmediği hürmeti bu olaydan sonra gördü. Cumhurbaşkanı ve kabinesi tarafından özel olarak ağırlandı. Ankara kulislerinde bir sonraki dönem milletvekilliği, MKYK üyeliği hatta merkez ilçe adaylığı ihtimallerinin konuşulması tesadüf değil. Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun bizzat ilçeye giderek yıllardır çözülemeyen yol sorununa ilişkin müjde vermesi de bu tablonun bir parçası.
Şimdi sorulması gereken şu:
Verilen mesajlara, verilen müjdelere bakarak bu sürecin tamamen “doğal bir akış” olduğunu düşünmek mümkün mü?
Zeynep Başkan’ı üç dönem sonra siyasette adeta 20 level atlatan şey gerçekten hizmet performansı mı, yoksa sosyal medyada yaşanan mağduriyet mi? Mihalgazi’nin ben bildim bileli çözülemeyen yol sorunu neden tam da bu süreçte Ankara’nın gündemine girdi? Liyakat ve hizmet seviyesi mağduriyet ölçüsünde mi devreye giriyor?
Daha da önemlisi…
Yarın Zeynep Güneş’i Eskişehir Milletvekili olarak görürsek bu hakkaniyetli bir aday belirleme yöntemi mi olacak? Yıllardır partide siyaset yapan, emek veren, küsmeden yoluna devam eden diğer kadınlara bu durum haksızlık değil mi? Bir mağduriyeti gidermeye çalışırken aslında yeni bir mağduriyet üretmiş olmuyor muyuz?
Bu soruları çoğaltmak mümkün.
Mesela bir başka AK Partili kadın siyasetçi sosyal medyada ağır bir saldırıya uğrasa, ona da benzer bir kariyer sıçraması ve beraberinde bir yatırım müjdesi gelir mi? Eskişehir’in yıllardır beklediği Çevre Yolu için de benzer bir “siyasi kırılma” mı yaşanmalı? Koca bir şehrin beklentisini karşılamak için bir kişinin mağduriyetine mi ihtiyaç var?
Eğer hizmet, kişisel kırılma anlarına bağlı olarak hızlanıyorsa burada konuşmamız gereken şey sistemdir.
Bir de işin kadın boyutu var.
Yaşanan olay üzerinden yükselen “kadınlara sahip çıkıyoruz” söylemlerini duyunca insan ister istemez sahaya bakıyor. Bazı belediye meclislerinde kadın meclis üyesi yok. Bazılarında kadınlara sembolik, arka sıralarda yer veriliyor. Kadın-erkek eşitliği komisyonlarına mecburen erkek üye verilmesi bile bir sorun olarak görülmüyor. Bu tablo ortadayken kadın mağduriyeti üzerinden yükselen hassasiyet ne kadar samimi?
Bu yazı bir kişiyi hedef almak için değil.
Bu muhasebe Eskişehir’de oy veren herkesi ilgilendiriyor. Ancak asıl düşünmesi gerekenler, bugün AK Parti’ye gönül vermiş, parti için gece gündüz çalışan, emek veren kadınlar.
Siyasette yükselmenin kriteri nedir?
Yılların emeği mi?
Saha çalışması mı?
Teşkilat disiplini mi?
Yoksa doğru zamanda yaşanan bir mağduriyet mi?
Eğer cevap sonuncusuysa, o zaman ortada sadece bir kişinin değil, bir sistemin sorgulanması gereken bir hikâyesi var demektir.
Ve belki de asıl mesele şudur:
Hizmet, kişiye özel bir siyasi refleks mi olmalı…
Yoksa şehir için zaten olması gereken bir sorumluluk mu?
Kararı okuyucu versin.