Bir emeklinin gün içindeki yolculuklarını “şehir turu” mu sayacağız; yoksa sosyal devletin bıraktığı boşlukları doldurma çabası mı?
Hikayeyi bilirsiniz;
Evliya Çelebi rüyasında nurlu bir cemaatin içinde, peygamberler ve sahabelerle birlikte durduğunu anlatır. Huzura çıkarıldığında “Şefaat ya Resulallah” diyecekken heyecandan “Seyahat ya Resulallah” der. Rivayete göre o dil sürçmesi, bir ömrü yollara düşüren manevi bir izne dönüşür. Bir kelime, bir hayatın yönünü değiştirir.
***
Aradan yüzyıllar geçiyor. Bu kez rüya değil, belediye sosyal medya paylaşımıyla bir başka seyahate dikkat çekiyor. Sivas Belediyesi, 65 yaş üstü serbest kart sahibi bir yurttaşın 2025 yılı boyunca toplu taşımayı 3 bin 365 kez kullandığını duyuruyor.
Bir günde 25 biniş. Not düşülüyor: “Otobüslerimiz şehir turu için değil, ulaşım içindir.” Meseleye yalnızca istatistik olarak bakarsanız tablo net: Çok biniş, yüksek sayı, dikkat çeken veri…
Daha önce yazmıştım: Belediyelerin otobüsleri ve tramvayları, pek çok kıdemli yurttaş için yalnızca bir ulaşım aracı değil; aynı zamanda bir sosyalleşme alanı olduğunu. (https://www.eskisehirhaberajansi.com/hava-bedava-yol-bedava-otobusun-koltugu-tramvayin-ici-bedava )
Ev ile dört duvar arasına sıkışmış hayatların kısa molası, sohbet imkanı, görünür olma hevesi. Kentle bağ kurma maksadı…
***
Evliya’nın “dil sürçmesi” bir seyahate kapı aralamıştı. Bizim çağımızda ise bir “rey sürçmesi”, geniş kesimleri uzun bir geçim sıkıntısı yolculuğuna mahkum ediyor.
En düşük emekli aylığını düşünün: 20 bin lira! Kira verdiğinizde geriye kalanla neyi karşılayabilirsiniz? Gıda mı, fatura mı, ilaç mı?
Hal böyleyken, bir emeklinin gün içinde birkaç kez otobüse binmesini “şehir turu” olarak mı okuyacağız; yoksa bunu, sosyal devletin eksik bıraktığı boşlukları bir yerlere giderek ya da bir yerlerden kaçarak doldurma çabası olarak mı değerlendireceğiz.
***
Eskişehir’de de durum farklı değil. Toplu taşımada her dört yolcudan biri ulaşımdan ücretsiz olarak yararlanıyor; kentteki yolcuların yüzde 24’ünü 65 yaş üstü ücretsiz vatandaşlar oluşturuyor.
Bazı yolcuların inecekleri duraklarda inmeyip, inişlerini birkaç durak sonraya ertelediğini, bazılarının ise “şöyle bir gezeyim” diyerek kendilerini tramvaya ya da otobüse attıklarına defalarca kez şahit oldum.
Şefaat yok diye seyahat de mi olmasın?
Belki mesele tam da burada düğümleniyor. Seyahat, kimi zaman bir gezinti değil; görünmezliğe karşı küçük bir direniştir. Otobüs kalabalığında, tramvay camına yansıyan siluette, insan kendi varlığını bir anlığına teyit eder. Kamusal alanda bir yer kaplamanın, hala burada olmanın onurunu ve huzurunu yaşanıyordur belki de.
Sosyal devlet silikleşirken sosyal tramvay ve otobüslerimiz yol alıyor.