Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin 2026 yılını “Eskişehir Yılı” ilan etmesiyle birlikte, hem yeni yıla hem de Ünlüce’ye yönelik beklentiler doğal olarak arttı.

Önümüze konulan çuvalın içinde neler olduğunu merak ediyor, içinden çıkacakları sabırsızlıkla bekliyoruz.

Bu merak yersiz değil.

Elbette belediyenin “Eskişehir Yılına” dair bir felsefesi, bir yol haritası vardır.

Ancak, “Eskişehir Yılının” hakkını verebilmek için yalnızca çuvaldan ne çıkacağına odaklanmak yeterli mi?

Aslında soruyu tersten sormamız gerekmiyor mu: Bu çuvala biz ne koyacağız?

Yılın sonunda zamanı lehine çevirmeyi başarmış bir şehirle kucaklaşmak için, bacadan atılacak paketleri beklemek tek başına yeterli olabilir mi?

Sanmıyorum.

Geriye kalan 364 gün, Eskişehir’de yaşayan her bireyin omzuna ayrı bir sorumluluk yüklüyor. İsmi konmuş, kapağı hazırlanmış bu kitap; zor bir dönemde, zor bir eser ortaya koyma niyetini taşıyor. Kitabın içini doldurmak ise yalnızca yöneticilerin değil, bu kentin tamamının meselesi.

Yanlış anlaşılmasın: “364 gün kaldı” derken, aklımıza gelen her kelimeyi alelacele yan yana koyarak sayfaları doldurmaktan söz etmiyorum. Aynı şekilde, ortaya “kült” bir eser bırakma kaygısıyla o sihirli cümleyi ararken hiçbir şey yazamayacak kadar tükenmekten de…

Ve biliyorum, geçen yıl çok zor geçti. Önümüzdeki yılın ondan daha kolay olacağına dair güçlü bir işaret de yok; aksine, daha da zor geçeceğini düşündüren ciddi emareler var.

Hepimiz, buz gibi bir havada elleri cebinde, bir an önce kendini sıcak bir yere atmaya çalışan insanlar gibiyiz. Tek derdimiz soğuktan korunmak.

Böyle bir ortamda memleketi; insanını, kurdunu, kuşunu, toprağını, ağacını düşünmek kimi zaman angarya gibi gelebilir. Tam da bu yüzden “Eskişehir Yılı”, sıcak bir köşe arayan bizlere yıllar öncesinden büyüklerimizin sözüyle sesleniyor aslında: Hareket edersen üşümezsin.

“Eskişehir Yılını” tartmak, biçmek; bu yıl için üretmek, hizmet etmek kimi zaman elekle su taşımaya benzeyebilir. Kimi zaman da koca koca taşların elekten geçmemesi, insanın sinirlerini germeye yetebilir. Ama bu sürecin doğası da tam olarak budur.

Yılmaz Erdoğan’ın Ekşi Elmalar filmindeki eski belediye reisinin o meşhur repliğini hatırlatmakta fayda var: “Bizim millet ‘olmaz’ demeyi çok sever. Olmayınca da sevinir; ‘dediğim çıktı’ diye.”

Ben kitabın ilk kelimesini yazıyorum: Eskişehir Yılı olur.