Unutmayalım: Her büyük hikâye küçük bir adımla başlar. Adını koymak ilk adımdı. Şimdi sıra bu yılın içini doldurmakta.

Ben Eskişehir’i “alıştığım yer” diye sevmedim.
İnsanın zamanla kabullendiği bir şehir olmadı benim için.
Eskişehir, daha ilk günden içimde yer eden bir duyguydu. Bazen sakin, bazen inatçı… Ama hep kendine özgü.
O yüzden “2026 Eskişehir Yılı olacak” dendiğinde, bunu bir proje başlığı gibi okumadım. Daha çok, bu şehre dair içimde birikenlerin yüksek sesle söylenmesi gibi hissettim.
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin inandığı, adı kadar anlamı olan bu soyut proje; plakamızdan gelen 26 sayısıyla bir yılı değil, bir duyguyu tarif ediyor aslında. Aidiyet… Birliktelik… Aynı sokaklara başka gözle bakabilme cesareti…
Ama şunu samimiyetle söylemek gerekir:
Bu hikâye Ayşe Başkan başlattı diye sadece Büyükşehir’e ait olamaz. O zaman eksik kalır. Çünkü Eskişehir, tek bir kurumun değil; birlikte yürüyen insanların şehri.
Bu yıl, bu şehirde yaşayan herkesin omzuna küçük de olsa bir sorumluluk bırakıyor. Kimi bir fikirle, kimi bir emekle, kimi sadece sahiplenerek… Ama mutlaka bir yerinden tutarak.
Yıllardır hep aynı şeyi söylüyoruz:
“Eskişehir’in potansiyeli çok yüksek.”
Doğru. Ama potansiyel, kullanılmadıkça sadece güzel bir cümle olarak kalıyor.
Bazen siyasi ayrışmalar, bazen “aman o kazançlı çıkmasın” kaygısı, bazen de herkesin ilk adımı başkasından beklemesi yüzünden bu şehir hak ettiği sıçramayı yapamıyor. Oysa Eskişehir beklemeyi değil, yürümeyi seven bir şehir.
Belki de Eskişehir Yılı, bu yüzden önemli.
Belki bu yıl, kimlik kartlarımızdan önce bu şehrin insanı olduğumuzu hatırlarız. Belki “kim yaptı” yerine “neye katkı sunduk” sorusunu sorarız kendimize.
Çünkü bakınca görüyoruz:
Binlerce yıllık bir tarih var bu topraklarda.
Avrupa’yı andıran sokaklar, kültürün ve sanatın izleri, festivaller, gençliğin enerjisi…
Porsuk’un kıyısında ağır ağır akan bir hafıza var.
Ve bu hafızada, onlarca medeniyetin izi duruyor.
2026, bunları vitrine koymak için değil; yeniden hissetmek için bir fırsat.
Bırakın bu iş biraz da rekabete dönüşsün.
Yerel yönetimler, iktidar kanadı… Kim bu şehri daha çok sevdiğini göstermeye niyetliyse, buyursun göstersin. Ama afişle değil; hizmetle, projeyle, iz bırakarak. Çünkü hizmet rekabeti şehirleri büyütür.
Açık söyleyeyim;
Logo üzerinden başlayan bu tartışmalar bile bana umut verdi. Çünkü bu bile bir kıpırdanma demek. Bir şeylerin hareket ettiğini gösteriyor.
Unutmayalım:
Her büyük hikâye küçük bir adımla başlar. Adını koymak ilk adımdı. Şimdi sıra bu yılın içini doldurmakta.
Ben bu şehre baktığımda sadece yaşadığım yeri görmüyorum.
Gençliğimi, yorgunluklarımı, suskunluklarımı, yeniden ayağa kalktığım anları görüyorum.
O yüzden şunu içtenlikle söylüyorum:
Bu şehir bana çok şey verdi. Şimdi biraz da benim bu şehre borcumu ödeme zamanım.
İnanıyorum…
Eğer kalpten sahiplenirsek, 2026 sadece “Eskişehir Yılı” olarak anılmayacak. Eskişehir’in kendini yeniden hatırladığı yıl olacak.
Bazı şehirler vardır;
Sevilmek için çabalamaz…
Ama sevildiğinde, bunu sessizce hissedersin.
Eskişehir işte öyle bir şehir.