Eskişehir, lobiciliği kurumsal ve ortak akla dayalı bir refleks haline getirmedikçe, Ankara yolları aşınmaya devam eder, sorunlar ise yerinde sayar.
Eskişehir’in “aklıma bir fikir geldi” diyerek Ankara’nın yolunu tutanları boldur. Çoğu zaman bu bireysel girişimler, şehir adına lobi faaliyeti olarak sunulur. Oysa bu anlayış, Eskişehir’i defalarca hayal kırıklığına uğratmıştır.
Verilen sözler tutulmamış, “yapılacak” denilen işler hep bir sonraki zamana ertelenmiştir. Üstelik, üzerine hayal kurulan bu girişimlerin önemli bir bölümü; bir çevre yolu, birkaç ilçe yolu, hava yolu ya da basit altyapı düzenlemelerinden ibaretken.
Bu tablo, hayallerimizin de lobicilik pratiğimiz kadar kıt ve kısır olduğunu açıkça gösteriyor.
Peki, bu kadar küçük talepleri neden hayata geçiremedik ve neden hala geçiremiyoruz?
Öncelikle şunu netleştirmek gerekiyor: Ciddi bir lobi faaliyeti için sağlam, sürdürülebilir ve örgütlü bir yapı olmazsa olmazdır.
Biraz da “solculuk” katalım meseleye.
Herhangi bir karar mekanizmasının en fazla rahatsızlık duyduğu şey bireysel çıkışlar değil, örgütlü yapılardır. Çünkü örgütlülük, belli bir hedefi hayata geçirmek için bireysel performansların ya da geçici grupçukların çok ötesinde bir enerji üretir. Karşısındaki mekanizmayı ciddiye almaya zorlar.
Ama bu da yetmez.
***
Geçtiğimiz haftalarda AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez ile gerçekleştirdiğim röportajda dile getirdiği önemli bir cümleyi burada hatırlatmakta fayda var. Dönmez, “her talep bir ihtiyaç mıdır” derken, kendisine iletilen taleplerde öncelikle bunun gerçek bir ihtiyaç olup olmadığına baktığını ifade etmişti.
Bu, lobi faaliyetinin ikinci temel şartıdır.
Karar mekanizmasının, yani hükümetin önüne konulan dosyanın, o kentin gerçek ihtiyacını yansıttığına inanması gerekir. Bu inancı oluşturmak ise yalnızca sabır ve ısrarla değil, aynı zamanda veriye dayalı, güçlü gerekçelerle desteklenmiş, ikna edici ve dolu bir dosya hazırlanmasıyla mümkündür.
***
Bir diğer kritik nokta ise çoğu zaman gözden kaçırılıyor: Şehrin, talep ve beklentileri söz konusu olduğunda yan yana gelebilme, ortak bir duruş sergileyebilme becerisi.
Bu noktada, farklı görüş ve önerilere karşı açık bir tutum sergileyen Ayşe Ünlüce gibi bir belediye başkanının varlığı, Eskişehir adına önemli bir avantaj oluşturuyor. Aynı şekilde hakkını teslim etmek gerekir ki, Gürhan Albayrak da kent adına ortak meselelerde temas kurabilen, diyalog zeminini açık tutan bir yaklaşıma sahip.
***
Ancak mesele, yalnızca birkaç ismin iyi niyetiyle çözülebilecek kadar basit değildir.
Mesela, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf çektirerek ona ne kadar yakın olduğunu göstermeye çalışanların, bu sözde “yakınlığın” Eskişehir’e somut olarak ne kazandırdığını ciddi biçimde sorgulaması gerekir.
Mesela, hükümetin Eskişehir’e yapamadıklarını dillerine dolayarak siyaset üretenlerin, işaret ettikleri bu eksikliklerin giderilmesi için kendilerinin ne yaptığını samimi biçimde sorgulaması ve bununla yüzleşmesi gerekir.
Mesela, “şöyle güçlü, böyle cesur” diye anlatılan siyasetçilerin, Eskişehir için kaç kez masaya yumruk vurduklarını bir kez olsun hesap etmeleri gerekir.
Oysa Eskişehir’de kime sorsanız, herkesin hemfikir olduğu birkaç temel yol sorunu zaten ortadır. Buna kentsel dönüşüm gerçeği de eklendiğinde, artık mesele yeni arayışlara girmek değil, yıllardır ertelenen sorunlar için gecikmişliği telafi edecek somut ve kararlı adımları atmak olmalıdır.
Eğer perde arkasında, “kavga edecek başlıklar kalsın” anlayışıyla kurulmuş bir uzlaşı yoksa bu sorunların elbirliğiyle çözülebileceğine inanıyorum.
***
Tabii mesele yalnızca siyasetçilerle de sınırlı değil.
Köprü üstünde fotoğraf vererek sorunu gözümüze sokan, her defasında “dosyayı verdik, çözüyoruz” diyerek bakanlarla poz veren; bir bina dikmenin gururunu elli yıl yaşamaya hazırlanan iş insanları ile STK başkanlarının da bu davaya amasız, fakatsız, lakinsiz, örgütlü ve kararlı bir mücadeleyle katılması gerekiyor.
“Ben bir yaşlı bakım evi yaparım, gerisi beni ilgilendirmez” diyen bir vizyonun, kent adına ne kadar kavga edebileceği elbette tartışmalıdır. Ancak gerçek ve sonuç alıcı bir lobi faaliyeti için başka bir yol da yoktur.
Eskişehir, lobiciliği bir boş zaman eğlencesi olmaktan çıkarıp; ortak akla, kurumsal yapıya ve sürekliliğe dayalı bir şehir refleksi haline getiremediği sürece, Ankara yolları aşınmaya devam eder ama yapılacaklar listesi olduğu gibi yerinde kalır.