İşte bu yüzden Eskişehir'de yalnızca siyaset değil; oda seçimleri de, sivil toplum kuruluşları da, şehrin geleceğini belirleyecek bütün yarışlar eski heyecanını yavaş yavaş kaybediyor.

Eskişehir’de yaşayan insanların bilhassa siyaset yapan, yapmak isteyen veya şehirde önemli bir koltuğu hedefleyenlerin en büyük sınavı “konfor alanları”

Kimse rutin giden hayatından ödün vermek istemiyor.

Yarışmak, mücadele etmek, kavga etmek, vakitten, nakitten yana bedel ödemek istemiyor.

O yüzden siyaset, oda seçimleri, iddialı sivil toplum kuruluşlarında bir heyecan, rekabet, iddia görmek zorlaştı.

Herkes garanti bir süreç bekliyor…

İstiyorlar ki birileri gelsin ve sen şu partinin Tepebaşı adayı olacaksın, garanti desin…
Veya sen milletvekili listesinde seçilmesi garanti yerdesin diye taahhüt versinler.

Sadece siyaset değil, oda seçimlerinde de aynı durum geçerli.

Kimse mevcut başkanların karşısına tek başına çıkmak istemiyor. Çünkü mevcut isimler yarışa avantajla başlıyor. Aday çıkacak kişinin kazanma ihtimali kağıt üstünde kolay değil.
Ancak imkansız da değil.

Fakat bu yarışa girip uzun bir süre kampanya yapmak, ilmek ilmek mesai harcamak, ekipler kurmak, yönetmek ve farklı grupların desteğini almak gibi rutin konforu bozacak epey bir çalışma süreci var. Haliyle bu zorlu yola girip işin sonunda seçilemezsek diye düşünen ve kaybetmeyi dünyanın sonu zannedenlerin sessizliği de cabası.

Öte yandan bu durumu kendi lehine planlayan yöneticilerde var.
Ben senin karşına aday çıkmayım, sen bana aday çıkartma, hem yok yere mücadele etmeyelim, hem para harcamayalım, bu düzene devam edelim diye etliye sütlüye karışmadan devam edenleri de yok sayamayız.

Haa… bu sadece oda seçimleri için geçerli değil …
Bir Ak Partili ile bir CHP’linin kendi konumlarını korumak için yan yana geldiği, ortak strateji ürettiği, plan yaptığı durumlar yok mu? Kim inkar edebilir?

Ya da bir CHP’li ile Ak Partilinin başka bir koltukta oturanı kaldırmak için el ele verdikleri süreçleri görmüyor en kötü hissetmiyor muyuz?

Dahası düşmanımın düşmanı dostumdur diyerek kendi partisi içindeki başka bir güce karşı rakip partinin aktif isimleriyle yoğun mesai yapanlar yok mu? Onlarda var ne yazık ki…

Tabi her krallıkta olduğu gibi bu küçük krallıkların kraldan çok kralcı olanlarını da unutmayalım.

Zira onların da kendine ait bir konfor alanı var ve bozulmasın istiyorlar.
Haliyle yapılan her işi doğru diye alkışlayıp, her eleştiriye kulp takıp yok etmeye çalışanları unutmamak lazım.

Bir de herkesle stabil bir ilişki kurmanın fayda sağlayacağına inanmak gibi hatalı düşünceleri olanlar. Herkesle iyi olayım, diyalog içinde kalayım, bana kasıtlı, yanlı saldıran ve hiç bir zaman asla değişmeyecek olanlarla “komşularla sıfır sıkıntı” mottosu ile ilerlemek.

Başka bir deyişle Kavga Etmeye Çekinmek!

Bu son detay bence şehrin en eksik kaldığı tavırlardan biri…

Fikri, siyasi, duruştan kaynaklı, çözüm odaklı ya da taban kucaklayan kavgalardan mahrum kalmak.

Söylenecek sözleri ertelemek, kitabın ortasını es geçmek, risk almamak, mütevazı kalmanın bir karşılığı olduğunu düşünmek gibi bir hal var çoğu insanda…

Belki ben yanlış düşünüyorum, bilemem…

Lakin bu düşünceme bir hayli insanın hak verdiğini adım gibi biliyorum.

Özetle Eskişehir’de son 10 yıldır önemli bir ivme kaybı var.
Aktör niteliğinde bir düşüş, siyasi arenada hatırı sayılır bir eksilme var.
Çünkü kazanma azmi kaybetme korkusuna yenik düşüyor.
Çünkü seçimler dar alanlara hapsoluyor.
Çünkü yukarıdan her seçime müdahil olanlar var.
Çünkü kapılan koltuklar tapulanıyor algısı düşünceyi zapt etti.
Çünkü kötüye kötü diyen kalmadı.
Çünkü herkes elindeki küçük alanı KONFOR sanıyor.
İdealizm kayboldu, menfi düşünceler normalleşti ve etik diye bir şey kalmadı.

Ez cümle ile noktalayım ahvalimizi

Bugün Talat Yalaz kral diyenler yarın başka bir il başkanını kutsar
Bugün Gürhan Albayrak’a kapı açanlar, yarın selam vermeye üşenir
Ünlüce’yi bugün eleştirenler yarın Ak Partiye geçse meclis üyesi olmak için kapısından ayrılmaz.

Yalansa yalan diyin!