Ancak üzüm yemekle bağcıyı dövmek arasındaki ince çizgi çoktan aşılmış durumda. Hatta bugün geldiğimiz noktada, bağcıyı dövmekten öte, kulübün bütün enerjisini iç tartışmalara harcatan bir iklim oluşturulduğunu görüyoruz.
Biz, Eskişehirspor’un biraz olsun huzura kavuşmasını istiyoruz.
Yönetimin ve camianın, kamuoyu önünde yaşanan; kimseye fayda sağlamadığı gibi kulübe zarar veren açıklamalarla meşgul olmasını istemiyoruz.
Yeni sezona kaosla, kutuplaşmayla ve bitmek bilmeyen tartışmalarla başlamayalım istiyoruz. Futbolcuların, teknik heyetin ve bu kulübe hâlâ inanan insanların motivasyonu kırılmasın; transfer dönemi yeni krizlerin gölgesinde geçmesin istiyoruz.
Bu nedenle son dönemde üst üste yapılan, doğrudan Eskişehirspor yönetimini hedef alan ve baskı oluşturan açıklamaların kulübe zarar vermemesini temenni ediyoruz.
Ama görünen o ki buna pek fırsat verilmiyor.
Son olarak AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın açıklamalarını duyunca birkaç söz söylemenin gerekli olduğunu düşündüm.
Bunu bir gazeteci olarak değil; yıllardır o tribünlerin içinde yer alan, deplasman yollarının tozunu yutan, bu kulübün sevincini de hüznünü de yaşamış bir taraftar olarak yazıyorum.
Çünkü düşünüyorum, düşünüyorum ve işin içinden çıkamıyorum.
Bu borcu Ulaş Entok ve yönetimi mi yaptı?
Kulübün beş yıl üst üste küme düşmesine onlar mı sebep oldu?
Milyon euroluk futbolcu satışlarından elde edilen gelirleri onlar mı heba etti?
Tribünleri boşaltan süreç onların döneminde mi başladı?
Bu soruların cevaplarını sanırım hepimiz biliyoruz.
Öyleyse amatör ligden çıkışı sağlayan, ardından yeniden şampiyonluk yarışının içine giren Ulaş Entok ve yönetimi neden bugün hedef tahtasına oturtuluyor?
Teşekkür edilmesi gereken insanlar neden sürekli savunma yapmak zorunda bırakılıyor?
Anlamakta zorlandığım nokta tam olarak burası.
Elbette eleştiri olacaktır.
Olmalıdır da.
Eleştiri; yönetenleri besler, eksikleri gösterir ve daha iyisini yapmaya zorlar.
Ancak üzüm yemekle bağcıyı dövmek arasındaki ince çizgi çoktan aşılmış durumda. Hatta bugün geldiğimiz noktada, bağcıyı dövmekten öte, kulübün bütün enerjisini iç tartışmalara harcatan bir iklim oluşturulduğunu görüyoruz.
Oysa Eskişehirspor’un borcu yeni değil.
Transfer yasağı yeni değil.
Bu kulübün yemek çıkaramadığı, personeline maaş ödeyemediği, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı günler çok eski değil.
Peki şimdi ne değişti?
Neden yıllardır ortada duran bu gerçekler birdenbire en önemli gündem maddesi hâline geldi?
Şunu açıkça ifade etmek isterim:
Eğer gerçekten kulübün önünü açacak güçlü bir bütçe hazırlanmışsa, somut bir proje ortaya konulmuşsa ve camianın güven duyduğu yeni bir ekip varsa zaten kimse mevcut yönetimin göreve devam etmesini istemez.
Çünkü mesele koltuk değil, Eskişehirspor’dur.
Ancak ortada somut bir plan yokken; yalnızca beklentiler ve varsayımlar üzerinden iki yıldır mücadele eden Ulaş Entok yönetimini tasfiye etmeye çalışıyorsak, yeni sezonun fişini daha başlamadan çekiyoruz demektir.
Sayın Gürhan Albayrak, “Eskişehirspor’a stadyum yaptık” diyor.
Doğrudur.
Ancak bu stat yalnızca Eskişehir’e değil, Türkiye’nin birçok şehrine yapılan yatırımların bir parçasıdır. Üstelik bu projeler vatandaşın vergileriyle hayata geçirilmiştir. Karşılığında ise son derece değerli bir arazi devri gerçekleşmiştir. Dahası, şehrin önemli bir kesiminin talebine rağmen stada Atatürk ismi verilmemiştir.
Trabzon dosyasının kapanması ve Zihni Çalışkan başkanlığında, Valiliğin desteğiyle yapılan altyapı tesisi ise elbette önemli bir kazanımdır. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak şu soruyu da sormak gerekir:
O tesis bugün tam anlamıyla Eskişehirspor’un tasarrufunda mı?
Yıllardır yapılan yatırımlar üzerinde kulübün ne kadar söz hakkı vardır?
Bir diğer tartışma konusu ise bütçe.
“200 milyon lira ne oldu?” sorusu sıkça soruluyor.
Genel kurulda tüm rakamlar ortaya çıkacaktır.
Ancak bugün takımın omurgasını oluşturan Akın Akman ve Cristopher Aydemir gibi isimlerin toplam transfer maliyetinin yaklaşık 50 milyon TL olduğu biliniyor. Sadece bu iki oyuncunun maliyeti bile, şampiyonluk hedefiyle kurulan bir kadronun ekonomik gerçekliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Şampiyonluk hedefi koymanın bir bedeli vardır.
Üstelik yıllar sonra ilk kez personel maaşlarının düzenli ödendiği, vergi ve SGK yükümlülüklerinin aksatılmadığı, kulübün temel ihtiyaçlarının sorunsuz karşılandığı bir dönemden söz ediyoruz.
Bunlar da kendiliğinden olmuyor.
Bir diğer önemli hatırlatma ise şudur:
Eskişehirspor tarihinde iz bırakmış, kulübe katkı sunmuş isimlere—örneğin Hatipoğlu gibi—hangi siyasi görüşten olursa olsun saygı duyarız. Ancak bu kulübün kültürüne uzak, yalnızca süreçler alevlenince ortaya çıkan söylemlere aynı hassasiyeti göstermeyiz.
Benim meselem yönetimi savunmak değil.
Ama asıl mesele şudur:
Bu kulübe destek vermek isteyenler neden bunu yalnızca başkanlık koltuğu üzerinden tarif ediyor?
Birilerinin Eskişehirspor’a katkı sunabilmesi için mutlaka yönetici olması mı gerekiyor?
Yıllardır konuştuğumuz lobi eksikliği meselesi de aynı şekilde masada duruyor.
Eğer gerçekten bir lobi gücü varsa, neden bu güç takım küme düşerken devreye girmedi?
Hakem hatalarında, federasyon kararlarında, deplasman yasaklarında neredeydi?
Bugün var olduğu söylenen gücün ortaya çıkmasının önündeki engel gerçekten Ulaş Entok mu?
Yoksa mesele çok daha farklı mı?
Bu soruların cevabını herkes kendi vicdanında verecektir.
Biz bu kulübü başarı günlerinde değil, zor günlerinde sevdik.
Bizim taraftarlığımız kupalarda değil, mücadelede şekillendi.
Hedefsizliği kabul etmeyiz ama ligde kalmanın başarı sayıldığı sezonları da unutmayız.
Bu yüzden Eskişehirspor tarihinde iz bırakmış isimlere, hangi siyasi görüşten olursa olsun saygı duyarız.
Ancak bu kulübün kültürüne uzak olanların, yalnızca gündem oluştuğunda konuşanların sözünü aynı terazide tartmayız.
Çünkü Eskişehirspor; protokol tribünlerinde değil, yağmur altında, deplasman yollarında ve cefanın tam ortasında büyüdü.
Bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir kavga değil.
Yeni bir cephe değil.
Yeni bir hesaplaşma hiç değil.
Parasıyla, projesiyle, camia içindeki güveniyle daha güçlü bir alternatif ortaya çıkarsa herkes gereğini yapar.
Ama böyle bir tablo yokken sürekli konuşmak, sürekli tartışmak ve sürekli hedef göstermek yalnızca Eskişehirspor’a zarar verir.
Bazı dönemlerde sükût, sözden daha değerlidir.
Bugün tam da o dönemlerden birindeyiz.
Aksi hâlde hep birlikte üzüleceğimiz bir sezon daha bizi bekliyor olacak.