Bu şehir konuşmuyor çünkü susmak daha güvenli.
Rahatsız etmektense kabullenmeyi, yüzleşmektense geri çekilmeyi seçiyor.

Eskişehir susuyor. Ama bu sessizlik bir bilgelik, bir olgunluk hali değil. Bu, “aman bana dokunmasınlar” diye büyütülmüş konforlu bir suskunluk. Zamanla alıştığımız, hatta neredeyse erdem gibi pazarladığımız bir geri çekilme hali. Bir süredir açıkça görüyorum ki Eskişehir eleştiri ve tartışma kültüründen uzaklaşıyor. Eleştiri var ama tartışma yok. Söylenen çok, yüzleşilen az. Yapıcı bir karşı duruş yerine, yıkıcı bir eylemsizlik hâkim. Şehir bir ve bütün olmak istemiyor; rekabet etmek istiyor ama yarışmaya cesareti yok.

Herkes kendine göre bir konfor alanı belirlemiş durumda. “Kimse kırılmasın, gücenmesin, ben hedef olmayayım” refleksi ortak bir davranış biçimine dönüşmüş halde. Bu yüzden ne siyasette gerçek bir düello izliyoruz, ne oda seçimlerinde vizyonların çarpıştığını görüyoruz, ne de STK’larda şehri ayağa kaldıran bir mücadeleye tanık oluyoruz. Herkes herkesle barışık gibi… Ama bu barış, şehri ileri taşıyan bir barış değil; meseleleri halının altına süpüren, sorunları erteleyen bir barış.

Bir de şehirde ciddi bir gündem yanılsaması var. Çok önemli sandığımız, “herkes bunu konuşuyor” dediğimiz meselelerin aslında ne kadar dar bir alanda dolaştığını fark etmiyoruz. Üç beş kişi konuşunca tüm Eskişehir konuşuyor sanıyoruz. Influencer büyüsü gibi bir şey bu. Oysa gerçek hayat çok başka bir yerde akıyor.

Şehrin yüzde 90’ı bu yapay gündemlerin dışında. Vatandaş bugün kimin ne dediğiyle ilgilenmiyor. “Bu ay mutfağı nasıl döndüreceğim?” diye düşünüyor. Ulaşımı nasıl daha ucuza getiririm, daha uygun kiralı bir ev nerede bulurum derdinde. Hayat pahalı, şehir pahalı, gelecek pahalı.

TÜİK verileri de bunu yüzümüze vuruyor zaten. Bir zamanların en ekonomik, bu yüzden öğrencilerin gözdesi olan Eskişehir bugün en pahalı iller arasına girmiş durumda. Kiralar yükseldi. Hem ticari hem konut fiyatları kontrolden çıktı. Yeme-içme, tekstil gibi alanlarda şehrin hacminin çok üzerinde, lüksü merkeze alan mekânlar ve mağazalar birbiri ardına açılıyor.

Ve biz fark etsek de etmesek de Eskişehir gettolaşıyor. Ama bu kez fakir gettolarıyla değil, zengin gettolarıyla. Sınıf ayrımının hissedildiği, kompleksler içine sıkışmış bir şehir oluşuyor. Bu komplekslerin içinde trafik, altyapı, yerleşim gibi en temel, en insani ve geleceği belirleyecek başlıklar ya erteleniyor ya da görmezden geliniyor.

Sebep dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor: Kimse kötü adam olmak istemiyor. Kimse “ayrık otu” ilan edilmek istemiyor. Kimse “ben söyledim” demenin bedelini ödemek istemiyor. O yüzden sorunlar büyürken biz idare etmeyi, günü kurtarmayı tercih ediyoruz.

İşin en can yakıcı tarafı şu: Birileri hasbelkader cesaret edip sesini çıkardığında, onu susturmaya çalışanlar ya da duymazdan gelenler de başkası değil… Bizleriz.

Bu ruh hali siyasete de sirayet etmiş durumda. Yerel yönetimler gerçek riskleri konuşmak yerine, dar çevrelerin alkışladığı güvenli alanlarda dolaşıyor. Medya çoğu zaman şehrin sert meselelerine temas etmek yerine konforlu başlıklarda kalmayı tercih ediyor. Eleştiri var ama takip yok. Soru var ama ısrar yok.

Eskişehirspor meselesi ise bu şehrin en net aynası. Eskişehirspor’u çok seven ama desteklemeyen bir şehir var karşımızda. Herkes cümleye “Eskişehirspor bizim her şeyimiz” diye başlıyor ama iş sorumluluğa, fedakârlığa, sahiplenmeye gelince ortalık sessizleşiyor. Tribünde seviyoruz, masada yokuz. Sosyal medyada sahip çıkıyoruz, gerçek hayatta geri duruyoruz. Bu çelişki aslında şehrin genel ruh halinin küçük bir özeti.

Albert Camus’nün bir sözü vardır:
“Bir insanın tarafsız kaldığı her durumda, aslında zalimin yanında yer aldığını bilmesi gerekir.”
Bugün Eskişehir’in yaşadığı tam olarak bu. Tarafsızlık, suskunluk ve konfor; zamanla şehrin aleyhine çalışan tercihlere dönüşüyor.

“Bir araya gelemiyoruz” diye yakındığımız mesele de buradan bağımsız değil. Bu, şehirde birilerinin gerçekten başarılı olmasını istememekle paralel ilerleyen bir içgüdü. Başkasının öne çıkmasına duyulan sessiz bir rahatsızlık.

Şehrin gerçek sorunlarını, geleceğe dair planlarını palyatif çözümlerle belirleyemeyiz. Eskişehir ya bu konforlu sessizliği bozacak ya da yavaş yavaş kendi efsanesinin altında kalacak.

Benim gördüğüm tablo bu.
Katılan olur, kızan olur.
Ama artık susmanın erdem sayıldığı bu düzeni konuşmadan da bir yere varamayız.