15 bin öğrencisi, 2 bin kadar çalışanı var. Şehrin çok uzağında ama kreşi yok.
Eskişehir Teknik Üniversitesi 2018 yılında kuruldu.
Her yeni kurum gibi zamanla oturması gereken yapılar, tamamlanması gereken eksikler vardı. Kadrolar şekillendi, sistem kuruldu, üniversite kimliği adım adım inşa edildi. Bunların hepsi anlaşılır.
Ama bazı meseleler vardır ki, aradan geçen yıllar onları mazur kılmaz. Tam tersine, her geçen yıl soruyu daha da büyütür.
İki Eylül Kampüsü’ndeki kreş meselesi de tam olarak böyle bir konu.
Bu kampüste çalışan akademik ve idari personel, teknik çalışanlar ve sürekli işçiler için kreş ihtiyacı yeni değil. Yıllardır konuşulan, defalarca dile getirilen, zaman zaman “çözülecek” denilen ama bir türlü hayata geçmeyen bir ihtiyaç bu.
Herkes biliyor, herkes yaşıyor ama kimse net bir çözüm göremiyor.
Üstelik bu talep sıfırdan doğmuş da değil.
Eskişehir Teknik Üniversitesi kurulmadan önce, Anadolu Üniversitesi bünyesinde —yanlış hatırlamıyorsam— iki ayrı kreş vardı. İki Eylül Yerleşkesi ESTÜ’ye devredildi, fakat kreşler Anadolu Üniversitesi’nde kaldı.
Sonuç mu?
Şehir merkezine uzak, ulaşımı sınırlı bir kampüste çalışan yaklaşık iki bin kişi, çocuklarıyla ilgili tamamen bireysel çözümler üretmek zorunda kaldı.
Bugün İki Eylül Kampüsü’nde sabahlar çoğu zaman ders saatine göre değil, çocuk saatine göre başlıyor.
“Kim bırakacak?”,
“Kim alacak?”,
“Trafiğe takılır mıyım?”,
“Toplantıya yetişebilir miyim?”
Bu sorular bir konfor meselesi değil.
Bu, doğrudan çalışma hayatını, verimliliği ve insanın zihinsel yükünü etkileyen yapısal bir sorun.
Geçmiş yıllarda kreşle ilgili birkaç kez umut veren açıklamalar yapıldı.
Planlar konuşuldu, tarihler telaffuz edildi.
Ama her seferinde dosya kapandı, konu rafa kalktı.
2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildi. Güzel cümleler kuruldu, büyük hedefler anlatıldı.
Ama İki Eylül Kampüsü’nde bu başlıkların somut karşılığı olmadı.
Şimdi takvimler 2026’yı gösteriyor.
Ve 2026, Eskişehir Yılı.
Bu unvan, bu şehir için gerçekten anlamlı. Çünkü Eskişehir’i farklı kılan şey sadece etkinlikleri ya da sloganları değil; insanı merkeze alan yaşam kültürü. Üniversiteleriyle, öğrencileriyle, çalışanlarıyla bir bütün olabilmesi.
Tam da bu yüzden insan sormadan edemiyor:
Sekiz yıldır çözülemeyen bu insani ihtiyaç, 2026 Eskişehir Yılı’na yakışıyor mu?
Başta kadın çalışanlar olmak üzere, aile yaşamını doğrudan etkileyen bu eksikliği görmezden gelmek; ne Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin vizyonuna ne de Eskişehir’in iddiasına yakışıyor.
Artık mesele “olur mu?” değil.
“Mesele ne zaman?” da değil.
Mesele, verilen sözlerin gerçekten icraata dönüşüp dönüşmeyeceği.
Çünkü bazen bir kurumun vizyonu, açtığı binalarla değil; açmadığı kreşlerle anlaşılır.