Yetkisi olan, vanayı açabilecek olan, krizi gece saatlerinde bitirebilecek olan kurum neden bu kadar rahatlıkla görmezden gelindi?

Oğuzhan Özen bugün Eskişehir’de sadece bir genel müdür değil, adeta bir siyasi hedef tahtası. Nedeni çok basit: Su kesiliyor. Kalabak’ta aksaklık oluyor. Ve su gibi hayati bir mesele, birilerinin elinde siyasetin en ucuz, en kışkırtıcı malzemesine dönüşüyor.

Evet, insanlar haklı olarak öfkeli. Çünkü su yoksa hayat durur. Ama öfkeyi yönetenle, öfkeyi köpürteni birbirinden ayırmak lazım. Son yaşanan su krizinde olan tam da buydu: Çözüm arayanlar değil, krizden rant devşirenler sahnedeydi.

Yetki karmaşasından, sorumluluk boşluğundan doğan bir sorunun faturası jet hızıyla Oğuzhan Özen’e kesildi. Sosyal medyada istifa çağrıları, meydan okuyan açıklamalar, klavye cesaretiyle atılan nutuklar… İktidar partisinin ilinden ilçesine, meclis üyesinden sözcüsüne kadar herkes konuştu. Ama konuşulan şey suyun kendisi değil, siyasetin konforlu ezberleriydi.

Devlet Su İşleri neredeydi?
Yetkisi olan, vanayı açabilecek olan, krizi gece saatlerinde bitirebilecek olan kurum neden bu kadar rahatlıkla görmezden gelindi? DSİ’nin bürokratik hantallığı, geciken refleksi, “sabaha kalsın” rehaveti niye kimsenin gündeminde olmadı?

Çünkü amaç üzüm yemek değildi. Amaç bağcıyı dövmekti.

Beş yıldır tablo aynı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik en organize saldırıların adresi hep ESKİ oldu. Tesadüf mü? Değil. Oğuzhan Özen yıllardır bu yapının bel kemiği. “Onu yıpratırsak sistemi sarsarız” hesabı yapanlar var. Sarı Öküz hikâyesini bilirsiniz; önce birini verdirirler, sonra sürünün tamamına çökerler.

Ama bu şehirde hesaba katmadıkları bir gerçek var: Ayşe Ünlüce.
Yüksek sesle bağıranlar, kalabalıkla bastıranlar, algıyla yön verenler bugüne kadar onu geri adım attıramadı. Çünkü Ayşe Ünlüce popülizme değil, sebep–sonuç ilişkisine bakar. Birileri istiyor diye kelle alan, “aman bana da sıçramasın” diye ekip ruhunu satan bir yönetici profili yok karşımızda. Bu yüzden bu yaygara yine boşa düşecek.

Gerçeği söyleyelim: DSİ gece saatlerinde inisiyatif alıp vana açma işini yapsaydı, bugün ne kesintiyi ne de bu yazıyı konuşuyor olacaktık. Ama davul bir elde, tokmak başka elde olunca bedeli hep aynı kurum ödüyor: ESKİ.

Ve asıl tehlike hâlâ kapıda.

Kurak geçen bir kışın ardından, bahar ve yaz ayları için Eskişehir alarm veriyor. Barajların mevcut doluluk oranı hem sulamayı hem şehir şebekesini aynı anda taşıyacak güçte değil. Kaç günlük suyumuz kaldığı bile net değil. Gökten mucize inmeyecekse, aklı başında herkesin şunu kabul etmesi gerekiyor: Bu mesele polemikle değil, planlamayla çözülür.

Şehrin insanı iki saatlik kesintide bile isyan ediyorsa, aylar sürecek bir su stresinde kimin hedef olacağını sanıyorsunuz? Slogan atanlar mı, algı yapanlar mı? Hayır. Musluktan suyu akmayan vatandaş ilk kimi sorumlu tutar, bunu herkes biliyor.

Su dağıtımında ESKİ ne kadar sorumluysa, baraj yapmak, yeni su kaynakları oluşturmak, tarımsal sulamayı planlamak konusunda da iktidar o kadar sorumludur. Bu gerçeği bağırarak bastıramazsınız.

Özetle…
Bu şehir susuz kalma riskiyle karşı karşıyayken, suyu siyasetle bulandıranların samimiyeti sorgulanır.
Eskişehir’in bağıranlara değil, iş yapanlara ihtiyacı var.
Ve evet, susuz bir yaz yaşamamak için şimdi mesai zamanı.