Liderlik kültü parti içinde başlıyor. Genel merkez sultası önce örgütü biçimlendiriyor, sonra o duruş ülke siyasetine yayılıyor. Ve şehirlere sirayet ediyor.
Türkiye’de siyaset uzun zamandır tuhaflıkların gölgesinde işliyor.
Eskişehir’de bu tuhaflıkları görmek oldukça kolay… Son zamanlarda hem AK Parti’de hem CHP’de ve aslında başka birçok partide benzer bir tablo var. Bir çeşit parti içi cesaret hiyerarşisi…
İl başkanı beğenilmiyor, ilçe başkanı yerden yere vuruluyor.
Sosyal medya, parti içi demokrasi adına atılan cüretkar cümlelerle dolu… Sıra genel merkeze geldiğinde bir sessizlik başlıyor.
İl ya da ilçe başkanına açık destek veren belediye başkanlarına gelindiğinde eleştirinin tonu birden düşüyor. Filtreler takılıyor. Cümleler yumuşuyor. Söze “ama”larla başlanıyor.
****
AK Parti’de genel merkez onaylı bir il başkanı yerden yere vuruluyor, bunu yapanların bir kısmı kendilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en sadık destekçisi olarak tanımlıyor.
CHP’de Odunpazarı İlçe Başkanı eleştirilirken ölçü tanımayanlar, ona açık destek veren belediye başkanları söz konusu olduğunda birden ihtiyatlı davranma gereği duyuyor.
Bu, parti içi demokrasi değil.
Bana kalırsa, bu gücün sınırlarını sezme, bilme becerisi…
Gücün yettiği yere kadar cesur olmak.
Dövebildiği yere kadar cüret etmek.
Sonra bir çizgiye geldiğinde durmak…
Parti içi demokrasi iddiasıyla yapılan çıkışların önemli bir kısmı, aslında “buraya kadar konuşabilirim” beyanı. Daha ötesi riskli… Daha ötesi konfor alanını bozuyor. O yüzden eleştiri yukarı doğru değil, yatay ya da aşağı doğru işliyor.
***
Bir başka sorun da şu: Eleştiri sınırlarını aşanlar, yani gerçekten yukarıyı hedef alanlar, çoğu zaman karşılık bulmuyor. Şikayetler kulak arkası ediliyor.
İtirazlar sonuç üretemeyince anlamsızlaşıyor. Parti içinde değeri olmayan sözün, ülke ya da şehir genelinde nasıl bir ağırlığı olabilir ki!
Liderlik kültü parti içinde başlıyor. Genel merkez sultası önce örgütü biçimlendiriyor, sonra o duruş ülke siyasetine yayılıyor. Ve şehirlere sirayet ediyor.
İtirazın sembolleştiği, sınırlarının fazlasıyla belli olduğu bir yapıdan, gerçek bir demokratik dönüşüm beklemek zor.
****
Bir dönem insanlar siyasete “bir şeyi değiştirebilirim” umuduyla tutunuyordu.
O umut, politik olmanın önemli gerekçelerinden biriydi.
Şimdi ise parti içi tartışmalar, toplumsal bir çözüm üretmekten çok kişisel hesaplaşmaların ve çıkarların alanına dönüşmüş vaziyette. Toplumsal çıktı üretmeyen, sadece isimlerin konuşulduğu kapalı devre bir dolaşımdan söz ediyoruz.
Bu tablo, sadece partilerin meselesi değil. Demokrasi dediğimiz, asgari düzeyde de olsa parti içinde olmalı. Ve mümkünse kişisel veya grupsal çıkarların ötesinde bir demokrasi olmalı. İtiraz mekanizması parti içinde işlemeli. Aksi halde parti içinde değersizleşen itiraz, ülke ölçeğinde de etkisizleşiyor ve ne yazık ki bizler bugün bunun acısını çekiyoruz.
O yüzden soru basit ama ağır: Ne partisi?