Gerçekten merak ediyorum... Cuma günü hukukun kararını beklemeyi doğru bulanlar, pazartesi günü neden bu kadar acele etti?

Şaka gibi bir süreç yaşıyoruz.

Eskişehir'in tarihi Kurşunlu Külliyesi'nde yaşananlar artık basit bir kira anlaşmazlığının, belediye ile Vakıflar arasındaki hukuki bir ihtilafın çok ötesine geçti.

Biraz geriye gidelim.

Odunpazarı Belediyesi'nin Kurşunlu Külliyesi'nde kullandığı alanların 3 Kasım'da tahliye edilmesi isteniyor. Belediye hukuki yollara başvuruyor. Konu mahkemeye taşınıyor.

30 Ekim Cuma günü Odunpazarı Kaymakamlığı devreye giriyor. Mahkemenin yürütmeyi durdurma talebiyle ilgili kararını beklemek üzere tahliye işleminin durdurulduğunu belediyeye resmen bildiriyor.

Açıkçası bu, son derece makul ve kamu yararını gözeten bir yaklaşım.

Ortada devam eden bir dava var. Mahkeme henüz kararını vermemiş. O hâlde birkaç gün beklemek, yargının kararını görmek ve sonrasında hareket etmek neden yanlış olsun?

Üstelik bu karar, hukuki ihtilafın büyümesini ve telafisi güç sonuçlar doğmasını da engelleyebilecek nitelikte.

Fakat ne olduysa hafta sonu oldu.

2 Kasım Pazartesi günü Kaymakamlık bu kez yeni bir yazı göndererek önceki kararını adeta boşa çıkarıyor. Vakıflar Bölge Müdürlüğünün tahliyenin önünde hukuki engel bulunmadığı yönündeki görüşünü esas alarak Kurşunlu Külliyesi'nin 3 Kasım Salı günü saat 11.00'de teslim edilmesini istiyor.

Şimdi sormak gerekiyor:

Cuma günü mahkeme kararını beklemeyi gerektiren şartlar pazartesi günü nasıl ortadan kalktı?

Aradan geçen hafta sonunda hangi yeni hukuki gelişme yaşandı?

Mahkeme karar mı verdi? Hayır.

Yürütmeyi durdurma talebi sonuçlandı mı? Hayır.

O hâlde ne değişti?

Aynı Kaymakamlık, aynı dosya, aynı mahkeme süreci ve yalnızca birkaç gün arayla birbirinin tam tersi iki idari yaklaşım...

İzahı olmayan, mizahı da güldürmeyen bir garabetle karşı karşıyayız.

Mesele Kazım Kurt meselesi değil!

Öncelikle şunun altını çizelim.

Bu tartışmayı Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ile AK Parti arasındaki siyasi bir çekişmeye indirgemek, konunun asıl tarafını görmezden gelmektir.

Çünkü Kurşunlu Külliyesi'nde yaşananların bedelini yalnızca Odunpazarı Belediyesi ödemeyecek.

Ahşap Eserler Müzesi, Osman Yaşar Tanaçan Fotoğraf Müzesi, Lületaşı Müzesi, Cam Sanatları Merkezi, sanat atölyeleri, esnaf, kadın girişimciler, çalışanlar ve burayı ziyaret eden turistler...

Hepsi bu kararın sonuçlarından etkilenecek.

Yıllardır oluşturulan bir kültür ve turizm merkezi var. Burası yalnızca belediyenin kullandığı birkaç odadan ibaret değil.

Odunpazarı'nın tarihi dokusunu gezmeye gelen bir turist için Kurşunlu Külliyesi, ziyaret rotasının önemli duraklarından biri.

Şimdi siz buradaki müzelerin ve kültürel faaliyetlerin geleceğini belirsizliğe sürüklerseniz, yalnızca bir belediyenin kullanım hakkını tartışmış olmazsınız. Şehrin turizm değerine de zarar verirsiniz.

Yaklaşık 30 kişinin çalıştığı, yüzlerce kursiyerin sanat eğitimi aldığı, kadın girişimcilerin ticaret yaptığı bir alanı düşünün.

Bütün bunların geleceği birkaç resmi yazının arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi gölge neden bu kadar büyüyor?

İspat edemediğimiz bir şeyi olmuş bitmiş bir gerçek gibi anlatamayız. Ancak alınan kararların zamanlaması, birbirini takip eden yazılar ve ortaya çıkan tablo ister istemez siyasi bir değerlendirmeye kapı aralıyor.

Dahası, bu kararın siyasi olduğunu düşüneceğimizi karar vericiler de biliyor olmalı.

Bir kurum cuma günü hukuki süreci beklemeyi uygun bulup pazartesi günü neden tam tersini yapar?

Bu soruya açık, anlaşılır ve tatmin edici bir cevap verilmediği sürece oluşan siyasi gölgeyi ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Kim bilir, belki de bu gölgenin oluşmasını isteyenler bile vardır.

Bunlar elbette birer soru ve ihtimal. Ancak kamu kurumlarının attığı adımların toplumda nasıl bir algı oluşturduğunu görmezden gelmek de mümkün değil.

Kaybeden Eskişehir olmasın!

Vakıflar da bu şehrin değeridir, belediye de bu şehrin kurumudur. Kamu kurumlarının birbirleriyle mücadele ettiği değil, ortak değerleri yaşatmak için çözüm ürettiği bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var.

Kaldı ki burada kimsenin Vakıfların mülkiyet hakkını yok saydığı yok. Kira, kullanım hakkı, mevzuat ve sözleşme koşulları elbette hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturulmalı.

Bir tarafın kazanması için diğer tarafın kaybetmesi mi gerekiyor?

Eskişehir'in zaten çözüm bekleyen yeterince meselesi var. Bir de kendi kurumlarımızın birbirini boşa düşüren kararlarıyla uğraşmak zorunda kalıyoruz.

Bugün Kurşunlu Külliyesi'nde yaşananlar, yarın Eskişehir'in başka bir tarihi veya kültürel değerinin başına gelebilir.

Bu nedenle olaya yalnızca belediye-Vakıflar anlaşmazlığı olarak bakmamak gerekiyor.

Gerçekten merak ediyorum...

Cuma günü hukukun kararını beklemeyi doğru bulanlar, pazartesi günü neden bu kadar acele etti?

Bu sorunun cevabını duymayı Eskişehir kamuoyu hak ediyor.

Çünkü Kurşunlu Külliyesi bir siyasi partinin, bir belediye başkanının ya da bir kamu kurumunun kişisel meselesi değil.