Bir şalvarın cebinden lokum da çıkar, hayat da… Ama asıl mesele kıyafet değil; unuttuğumuz ahlak, ölçü ve saygıdır.
Nenemin şalvarının dibinde büyüdüm.
Şalvarı bilmeyenler için söyleyeyim: O, sadece bir giysi değildir; katman katman bir hayat taşıyıcısı diyebiliriz. Beslenme çantası da olabilir anahtarlıkta. Cebinden çerez de çıkar, şeker de; bazen kağıda sarılmış bir lokum, bazen de günü kurtaran küçük bir ihtiyaç…
Annem de şalvarlıydı. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu sanmıyorum; belki balya falan taşırken rahat etsin diyedir çok yük taşımaktan kıkırdakları erimiş dizleri. Ben de hatırı sayılır bir yaşa kadar o “şalvarı” giyindim kuşandım…
Hala, Sivrihisar’a her gidişimde şalvar yeniden karşıma çıkıyor. Sadece bir nostalji nesnesi olarak değil; rahatlığıyla, insan bedenini aceleye ve buyruğa zorlamayan haliyle… Şalvar, bedeni hizaya sokmaya değil, hayata uydurmaya çalışan bir aklın ürünü gel de giyme.
***
Derken şalvar bugün yine gündemde.
Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’e yöneltilen o aptal saptal laflar sayesinde, ana–nene mirası şalvar bir kez daha hayatımıza girdi.
“Şalvarlı gelin ama mintanlı gelin” türküsünden sonra, belli ki “şalvarlı belediye başkanı” türküsü de çocuklarımıza miras kalacak. Belli mi olur, bu tartışma biraz daha uzarsa şalvarlı gazetecileri de görürüz.
***
Anadolu ilim irfanını uzun süre önce kapı dışına atan memleketim, şalvar konusunda kenetlendi. Bir ışık mıdır? Yeniden iyiyi güzeli gerçekten irfan sahibi olmayı gösterecek olan. Yoksa politik bir argüman mı? İşi yaradığı zaman şalvar bile kullanılmalı mıdır?
Aslına bakarsanız kıyafet, tek başına ne ahlaktır ne de irfan. Kadın ne giyerse giysin kadındır; insan ise ancak ahlakla donandığında insandır ya da öyle olmalıdır. Geri kalan her şey biraz sembol, biraz resim... Ve çoğu zaman, konuşmamız gereken asıl meselelerin üzerini örtmeye yarayan fazlasıyla tanıdık bir perde.
***
Zeynep Güneş’e yönelik saldırının ardından yapılan kınama açıklamalarına bakıyorum. Nefret dili kınanıyor; hem de en üst makamlarca. Ahlaksızca kullanılan söylemler lanetleniyor; kadın hakları, devletin en tepesinden yüksek sesle sahipleniliyor. Söylenenler doğru, gerekli ve yerinde. Buna itiraz etmek mümkün değil.
Fakat aması var… Zeynep Hanım’ın giydiği şalvara yöneltilen sözler, hepimizi bir anda “Anadolu’nun ilim ve irfanı”nı hatırlamaya davet etti. Ne ilginçtir ki bu hatırlayış, çoğu zaman bir saldırıdan sonra geliyor. Sanki irfan, ancak bir kesim incitildiğinde akla düşüyor.
Umut ederim ki bu hatırlayış yalnızca şalvarla, yalnızca başörtüsüyle sınırlı kalmaz.
Unuttuğumuz pek çok ahlaki kazanımı eşitliği, saygıyı, ölçüyü, adaleti, saç telimizden tırnağımıza kadar yeniden hatırlarız. Ve belki de ilk kez, bir kıyafetin etrafında değil; insani erdemlerin etrafında kenetlenmeyi başarırız. Çünkü asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, semboller değil; tutarlı bir ahlaki zemin.
Bugün tüm Türkiye yine Anadolu’da bir kadına yapılan saygısızlığa karşı kenetlendi.
Anadolu hep kazanır. Anadolu irfanı da…