“Eskişehir Yılı” kendi ölçeğinde, kente yakışır bir ritimde ilerliyor. Mesele çelme takmak değil; herkesin kendi yerinden katkı sunabilmesi...

“Eskişehir Yılı”nın enflasyonu düşürmesini bekleyenler için bu süreç, kuşkusuz hayal kırıklığı yaratacaktır. Ortada bir yıllık bir kalkınma planı yok. Zaten bir yerel inisiyatife makroekonomik istikrar gibi bir misyon yüklemek, aklı zorlayan o tanıdık abartı halinin tezahüründen başka bir şey değildir.

Aynı şekilde eğitimin ya da adalet gibi yapısal ve ülke ölçekli sorunların çözümüne de “Eskişehir Yılı” başlığına havale etmek, kavramların sınırlarını bilerek ihlal etmek demektir.

“Eskişehir Yılı” bir kalkınma planı değil; bir şehir anlatısı veya bir marka inşa çabası olarak ele alınmalı. Bu kentte yaşamanın görece ayrıcalıklı halini görünür kılma, kültürel birikimi tahkim etme ve kentsel özgüveni tazeleme girişimi olarak da ele alabiliriz. Eskişehir Yılına, merkezi bütçenin yapması gerekenleri üstlenecek bir “süper proje” olarak bakmak çok farklı beklentileri beraberinde getirir.

Devasa köprüleri, alt ve üst geçitleri yani mühendislik vitrini projeleri de “Eskişehir Yılı” etiketine sıkıştırmak isteyenler muhtemelen hayal kırıklığı yaşayacak. Çünkü bu tür girişimler, betonun değil; hafızanın, kültürün ve sembolik değerin alanına temas eder. Beklentiyi doğru yere koymadığınızda, sonuç değil beklenti sorunlu hale gelebilir.

Öte yandan, yadırgamıyorum. Yanı başımızda süren savaşlar, ekonominin gündelik hayatı adeta ezip geçen ağırlığı, suç oranlarındaki artış ve siyasetin çözüm üretme kapasitesini yitirerek bizzat sorunun parçasına dönüşmesi…

Bütün bunlarla boğuşan bir toplumun, “ülkenin en yaşanabilir kenti” denilen Eskişehir’i yeniden parlatma, cilalama, vitrine koyma çabasına mesafeli durması anlaşılır. Böyle zamanlarda kent estetiği, marka değeri, kültürel atmosfer gibi başlıklar kimi gözlere lüks görünebilir.

Fakat şehre hürmetten vazgeçmemek gerekir diye düşünüyorum.

Her ayın 26’sında esnafın yaptığı indirim, Ramazan ayında yan yana kurulan sofralar, kentin en yüksek makamında bulunan Ayşe Ünlüce’nin bir teyzenin motorunun terkisinde alana gelişi, Eskişehirspor’un haftalardır sahadan galibiyetle ayrılması, düşen bir çocuğu başka bir çocuğun elinden tutup kaldırması ya da birinin yere sigara atmaktan son anda vazgeçmesi… Bunların her biri, ölçeği küçük ama anlamı büyük jestler. Ve hepsi “Eskişehir Yılı” dediğimiz çerçevenin içinde yer alıyor.

Çünkü mesele yalnızca büyük projeler değil. Büyükşehir Belediyesi elbette yaptığı ve yapacağı yatırımlarla bu başlığa katkı sunacaktır; şehirde yapılan düzenlemeler, devam eden çalışmalar bunun somut örnekleri. Fakat bir kentin yılı, sadece idarenin icraat cetveliyle ölçülmemeli. Gündelik hayattaki inceliklerle, karşılaşmalarla, küçük etik tercihlerle, farklı bakış açılarıyla ölçülmeli.

Yaşadığımız bütün hayal kırıklıklarını “Eskişehir Yılı”nın telafi etmesini beklemek ölçüsüz bir beklenti olur. Bu, kente duyacağımız hürmetin önüne geçer.

“Eskişehir Yılı” kendi ölçeğinde, kente yakışır bir ritimde ilerliyor. Mesele, bu yürüyüşe çelme takmak değil; herkesin kendi yerinden nasıl katkı sunabileceğini arayıp bulmasıdır ki, kent insanının aradığını görüp gözlemleyebiliyorum.